//-->

Tarihin Derinliklerine

Dagistan Cumhuriyeti 3 ve Arayislar

Dağıstan Cumhuriyeti (3) Dağıstan ve Arayışlar 


Osmanlı Devleti daha Fatih Sultan Mehmed zamanında Dağıstan 'la temasa geçmiştir. Kırım ve Kuban bölgelerini 1475'te ele geçirerek Kafkasya'daki Çerkes-Kabartay bölgesini doğrudan idare etme imkanını bulan Osmanlı Devleti, Kırım Hanları vasıtasıyla Kafkasya'yı kuzeyden kontrol altına almış; Dağıstan- Azerbaycan bölgesindeki yerel hanların hükümranlığını tanımak suretiyle de bölgenin kontrolünü bütünüyle elinde tutmaya çalışmıştır. Bölgeyi işgal niyetinde olan Rus ve İran politikaları karşısında Dağıstan ve büyük bir çoğunluğu müslüman olan diğer Kafkas kavimleri, hilâfet merkezi olma özelliği ve Sünni Müslümanlığından dolayı zaten sempati duydukları Osmanlı Devleti'ne yaklaşmışlardır.
Kafkasya'nın Müslüman ahâlisi her zaman Osmanlı Devleti'nin ilgi alanına girmiş, bu bölge halkının karşılaştığı çeşitli sıkıntı ve zorluklar, Devletin gündeminde dâima yer bulmuştur. Osmanlı Devleti'nin Rusya ile andlaşma yaptığı ya da arayı iyi tutmayı gerekli gördüğü, yahut gücünün yetmediği dönemlerde Kafkas kabilelerinin yardım taleplerini ve bazı isteklerini yeterli derecede karşılayamadığı zamanlar da olmuştur. Buna rağmen Kafkas Kavimleri, Rusya ile ihtilâfların kuvvetlendiği zamanlarda Osmanlı Devleti'nin en büyük destekçisi olmuşlardır.

2 Aralık 1790 tarihinde Dağıstan ve Kabartay halkı, İmam Mansur'un mührüyle mühürleyerek İstanbul'a gönderdikleri bir raporda, "1778 yılında... Osmanlı Devleti'ne hizmet etmek üzere Dağıstan'dan hareketle Anapa'ya geldik..." diyerek, bölgenin müslüman halkı ile Osmanlı Devleti arasındaki kuvvetli bağlara işaret ediyorlardı. Osmanlı Devleti, ihtiyaç halinde başta Kumuk Hâkimi olmak üzere Dağıstan hâkimlerinden askerî yardım isteklerinde bulunmuş, kimi zaman da kendisi bölge ahâlisine askerî yardımlarda bulunmuştur. Bilhassa Şeyh Şâmil zamanında Kafkaslar ile Devlet-i Âliye'nin çok yakın münasebetleri ve maddi yardımları olmuştur.

Devletin bölgeye gönderdiği yöneticilerinden bazılarının yetersiz, hatta kötü niyetli olmalarının da ilişkiler üzerinde olumsuz etkileri olmuş; ancak yöre halkı, suçu bu kişilerde bularak Osmanlı Devleti'nden soğumamıştır. Osmanlı Devleti de bu konuda gerekli hassasiyeti göstererek, gerektiğinde işini ağırdan alanların yerine bile derhal başka birini görevlendirmiştir. Rus işgali karşısında, eski gücü kalmamış olan Osmanlı Devleti'nden doğru dürüst bir yardım alamamış olmalarına rağmen Dağıstan ve Kafkas ahâlisi, yine de 1877-78 Osmanlı-Rus savaşında Rusya'ya karşı ayaklanmak suretiyle Osmanlı'nın yanında yer almışlardır. Dağıstan ve Kafkas halklarının bu vefakâr davranışları Osmanlılar nezdinde değerlendirilmiş ve Rus işgali ile birlikte vatanlarını terketmek zorunda kalan Çerkes, Avar, Osetin, İnguş ve Kumuk...binlerce Müslüman aileye kucak açılmış, kendilerine Anadolu topraklarından yerler ve çiftlikler verilmiştir. Dağıstanlı gaziler Ordu-yı Hümâyun'a alınarak kendilerine rütbe ve hizmetlerine göre maaş bağlanmıştır.

Ülkenin çeşitli bölgelerine yerleştirilen muhâcirlerin devlet tarafından ihtiyaçlarının giderilmesine çalışılmıştır. Bu işle görevli olarak Muhâcirun Komisyonu kurularak göçmenlerin her türlü ihtiyaçlarının karşılanmasına çalışılmış, hatta 1899 yılında bu komisyonun başına bizzat II. Abdülhamid Han geçerek, göç meselesiyle doğrudan ilgilenmiştir. Kendilerine gösterilen ilgiden memnun kalan muhâcirler, zaman zaman ilgililere ve Saray'a memnuniyetlerini arzetmişlerdir. Dağıstan ve Kafkas Müslümanları cesaret ve kahramanlıklarını Osmanlılar'ın hizmetine sundukları gibi, ortaya koydukları ilmi eserleri de Osmanlı Padişahları'na arzetmişlerdir. Nitekim, Dağıstan ulemâsından İbrahim Efendi, Miftah-ı İlm-i Kelâm adıyla telif ettiği kitabını Padişaha sunmuş, bu sebeple kendisine atıyye verilmiştir.

Padişahlar, Osmanlı Devleti'ne bağlılıklarının devamını sağlamak için Dağıstan Han ve Emirleri'ne kıymetli hediyeler göndermişler, elçilerinin harcırahlarını karşılamışlardır. Osmanlılar ile Dağıstan Hanları arasındaki yakınlığın derecesi, yeni doğan bir şehzadenin doğum müjdesinin, başta seraskerlik rütbesine yükseltilen Dağıstan Valisi Sürhay Han ile Bâbu'l Ebvâb (Derbent) Hâkimi Şeyh Ali Han olmak üzere diğer hanlara bir Nâme-i Hümâyun ile bildirilmesinde görülmektedir. Nâmede, bu müjdenin bütün halka duyurulması ve her mahfil ve mescidde dualar ile bu sevincin paylaşılması istenmiştir.Osmanlılar'la Dağıstanlılar arasında XV. Asırda başlayan siyasi ve askeri ilişkilerin son zamanlardaki canlı bir örneği, 1917 Bolşevik İhtilali'nden sonra yaşanmıştır. Dağıstan Cumhuriyeti adıyla bir devlet kurmak amacıyla Osmanlı yetkilileriyle görüşmek üzere, içinde daha sonra kurulacak devletin başkanı olacak olan Abdülmecid Çermoy' un da bulunduğu ve Dağıstan ve Çeçen temsilcilerinden oluşan bir murahhas heyet önce Trabzon'a gelmiş, burada Türk murahhas heyeti ile gerekli görüşmelerde bulunduktan sonra Batum'a geçmiştir. Burada Enver Paşa ile de görüşen heyet, izlenecek stratejinin detaylarını tesbit etmek üzere, bu Paşa'nın beraberinde gemiyle İstanbul'a gitmiştir.

Dağıstanlılar'ın bağımsız bir devlet idealiyle, Enver Paşa'nın Kafkaslar'da bir İslâm Devleti kurmak ve Türkiye ile Rusya arasına bir set çekmek siyaseti birbiriyle uyuşuyordu. Heyetin gelişi İstanbul basınında gereken ilgiyi uyarmış, meselâ Tasvîr-i Efkâr gazetesi, Dağıstan heyetinin Osmanlı Devleti'nden yardım talebinden bahisle, "...Şimâli Kafkasya'nın Rusya'dan fekki (ayrılması) itibariyle, Hükümet-i Osmaniyye ve ahâli-yi mahalliyenin (yerli ahalinin) âmâl ve menâfiine muvâfık (emelleri ve menfaatlerine uygun) bir tarz-ı idâreye (idare tarzına) mazhar olmasına muâvenet ve müzâheret (yardım ve destek) buyurulması istirhâmında bulunduğunu..." yazmıştır. Nitekim Osmanlı Devleti, 11 Mayıs 1918'da ilân edilen Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ni, Sovyet-Rus hükümetini yıldırımlarını üzerine çekmesi pahasına tanıdığını bildirmiş. 8 Haziran 1918'de Kafkasya bölgesinde kurulmuş olan milli cumhuriyetler ile dostluk andlaşmaları imzalanmıştır.

Osmanlı 'nın bu yeni cumhuriyete desteği yalnız siyasi boyutuyla kalmamış; Ermeni ve Rus saldırılarına karşı askeri yardım talebi de karşılanarak, 15. Piyade Fırkası ile Tarki'ye kadar olan saha emniyet altına alınmıştır. Ancak, Dağıstan halkının büyük bir sevinç ve coşku ile karşıladığı Osmanlı ordusu, 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile Kafkaslar'dan çekilmek zorunda kalınca, Derbent ve Petrovsk istasyonlarından Dağıstanlı Müslüman halkın gözyaşları ile uğurlanmıştır. Osmanlılar'ın yerli Müslüman halka desteği ve yaptıkları fedâkarlıklar bugün hâlâ Dağıstanlılar'ın hafızasında canlı bir şekilde yaşamakta ve şiirlere konu olmaktadır.
 
KAYNAK:http://www.turktarih.net/t-948-dagista-cumhuriyeti-3-dagista-ve-arayislar.html
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=