//-->

Tarihin Derinliklerine

Dagistanda Edebiyat ve Din

Dağıstan Cumhuriyeti (10) Edebiyat

Dağıstan dillerinin son zamanlara kadar yazılarının olmayışı edebiyatlarının daha çok sözlü olarak inkişaf etmesine yol açmıştır. Çok zengin olan folklor, etnik farklılıklara rağmen, Türklerinki de dahil olmak üzere, her bakımdan bir bütün oluşturur. Masallar, atasözleri, bilmeceler, ....gerek manâ, gerek şekil bakımından Türkler'de olduğu gibidir ve birbirinden iktibas edilmiş intibaını verir. Halk türküleri ve destanlarda başta Şeyh Şâmil olmak üzere Dağıstanlı mücâhidlerin kahramanlıkları dile getirilir. Ayrıca Hz.Peygamber ile Ehl-i Beyt ve Ashâb-ı Kirâm'ın hayatını anlatan manzum eserler de yaygındır. Hassas bir kalp, engin bir hayal ve ince bir zekânın ürünü olan şiirler, şarkılar ve ağıtlar çoğunlukla kadınların eseridir. Bunlar, kahramanlık, ahlâki üstünlük ve vatanseverliğin tebcil ve tescil için söylenmişlerdir.
Dağıstan kavimlerinin kendi yazılarının olmadığı asırlar öncesinde büyük şairlerin eserleri Arapça olarak yazılmıştır. Yazılı edebi eserlerin tarihi Dağıstan kabilelerinde bilhassa Avarlar ile Laklar'da XVII. Asırda başlar, Lezgiler ve Kumuklar ise yazılı edebiyata XIX. Yüzyılda geçmişler ve onlar da özgürlük konusunda manzum eserler yazmışlardır. Lezgi dilinde harflerle ilk matbü esere 1928'den sonra rastlanır. Yazılı edebiyatın ilk örnekleri arasında Leyla ve Mecnün, Tâhir ile Zühre gibi edebi eserler, Dağıstanlılar'ın Ruslar'la mücadelesini anlatan kahramanlık hikayeleri ve tıbba dair kitaplar bilhassa yaygındır. Türkü ve destanlarda olduğu gibi kahramanlık hikayelerinde de İmam Şâmil milli kahraman sıfatıyla merkezi bir yer işgal eder. Dağıstanlı meşhür şair Resul Hamzatov'un Dağıstan edebiyatına dâir eseri Benim Dağıstanım adıyla Türkçeye çevrilerek basılmıştır.

Yerli Dağıstan dillerinin bugünkü durumu ise pek parlak görünmemektedir. Sovyetler zamanında etnik grupların kültür ve tarihine önem verilmemesi sebebiyle, bu gruplara mensup insanların çoğu kendi dil, tarih ve kültürlerine yabancılaşmış durumdadırlar. Her ne kadar milli tiyatrolar, gazete, radyo ve televizyon programları ve orta öğretim seviyesinde mahalli dil dersleri bulunsa bile Dağıstan dillerinin durumu ağır hasta sayılabilir. Hemen hemen bütün diller Rusça kelimeler tarafından işgal edilmiş durumdadır. Mesela Kumuk dili, gramer yönünden modern diller seviyesinde olmakla birlikte, kelime hazinesi bakımından çok fakirleşmiş, yaklaşık 20 bin Rusça kelime bu dil içine yerleşmiştir. Mahalli dillerin orta öğretim kurumlarında okutulması, ancak bu dillerin yoğun olarak konuşuldukları yerleşim bölgelerinde faydalı olmaktadır. Şehirlerde ve çok sayıda milletin yaşadığı yerlerde ise milli dilin konuşulması ancak ailenin özel ihtimamına bağlı bulunmaktadır. Bu konuda duyarlılığını kaybetmiş ve milli dilin önemini unutmuş olan aile çocukları öz kültürlerinden kopma noktasına gelmiş bulunmaktadır. Nitekim, resmi dilin Rusça olması ve eğitim ve iş hayatında bu dilin hakim bulunması sebebiyle Sovyetler döneminde birçok aile çocuklarının Rusçayı öğrenmesine özen göstermiştir.

Halen yaşanan ekonomik kriz ve bu konuda yeni her hangi bir eğitim programının olmaması milli dillerin gelişme şansını engellemektedir.
Dağıstan'da bugün Rusça önemini kaybetmemekle beraber, İngilizce ve Türkçe gibi diğer dünya dillerine karşı yoğun bir alâkanın mevcud olduğu ve bu dillerde eğitime önem verildiği görülmektedir.


Dağıstan Cumhuriyeti (11) Din
Dağıstan VII. Yüzyılın 40-50'li yıllarında Emeviler döneminde İslâmiyet ile tanıştı. İslâm'ın gelmesiyle birlikte putperestlik, Hristiyanlık, Zerdüştlük ve Yahudilik dinlerinin yerini almaya ve Dağıstan halkları kademe kademe müslüman olmaya başladılar. Dağıstan'ın ilk İslâm merkezi, Müslüman Arap akınları sonucu 652-53 yıllarında fethedilen Derbent oldu. İlk müslüman olan bölgeler Tabasaran, Kumuk, bazı Lezgi bölgeleri ve özellikle Saruh oldu. Derbent'ten sonra Hunzah, Batri, Tarki ve Kaytag da İslâm şehirleri haline geldiler.

Dağıstan'ın çağdaş yazarlarından Resul Magomedov, İslâm'ın kendilerine neler kazandırdığı konusunda şunları yazıyor:
"İslâm'dan önce bütün Kafkas kavimleri gibi Dağıstan halkları da dil, din, etnik yapı ve coğrafi bakımdan birbirinden kopuk durumda idiler. Bu durum kavimler arasıda şiddetli düşmanlıklara ve çatışmalara yol açıyordu. Yerli kavimlerin hemen tamamının müslüman olmasıyla Dağıstan kavimleri arasında din birliği sağlanmış ve kavimler arası etnik çatışmalar da ortadan kalkmıştır. Bu ihtilaflar devam etseydi, vatanımız için çok büyük felaketler söz konusu olurdu. Medreselerin her yere yayılması sayesinde bu birlik sağlandı. Bu medreselerden yetişen âlimler, müftüler, din hocaları çok milletli çevrede çatışmaların önlenmesinde çok önemli rol oynadılar. İslâm, en zor anlarda Dağıstan halklarını bir araya getirdi ve kavimleri birbirine yakınlaştırdı. İslâm böyle bir amaca bugün de hizmet etmelidir."

Gerçekten, İmam Şâmil Ruslar'a karşı yürüttüğü bağımsızlık savaşı ile yakınlarda cereyan eden ve yukarıda değindiğimiz Azeri-Lezgi anlaşmazlığı örneğinde olduğu gibi, din birliği en zor anlarda Dağıstan halklarını bir araya getirmeye yetiyordu. İslamiyetle birlikte Dağıstan halkları arasında eğitim ve medeniyet gelişmiş, dini, edebi ve tarihi eserler ortaya konmuştur. Riçi ve Kumuk'ta VII. Yüzyılda Araplar tarafından küfî hatla yazılmış eserler bulunmuş; kabir taşlarında, metal ve ağaç eşyalarda Arap epigrafisinin(hat) zengin örnekleri tesbit edilmiştir. Yukarıda geçtiği gibi, Dağıstanlı şairlerin ilk şiirlerini Arapça olarak yazmaları, bu dilin baştan beri Dağıstan kültürüne ne derece nüfuz ettiğini göstermektedir.

Dağıstan nüfusunun büyük çoğunluğu Sünni Müslümandır. Özellikle XVIII. Yüzyıldan itibaren Nakşibendi tarikatı Ruslar'a karşı yürütülen mücadelede gösterdiği etkinlikle büyük bir nüfuz kazanmıştır. Dindar olan halk ilme büyük önem vermiş ve hemen her dağ köyünde bir medrese yaptırmıştır. 1913'te Dağıstan'da 360'ı ulu cami olmak üzere 2060 cami vardı. Komünizmin dini müesseseleri henüz yıkmaya başlamadığı 1928 yılında da 810 medrese ve camilere bağlı 400 okul bulunmaktaydı. Asrın başlarında din adamlarının sayısı da 35-40 bin civarıda olup, dini esaslara göre işleyen yönetimde din adamlarının (ulema) büyük bir etkinliği vardı. Bunlar her avulda (köy) bulunuyor, temiz yaşantılarıyla şöhret kazanıp halka her konuda örnek oluyorlardı. Ulemanın halk üzerindeki tesiri Rus işgali karşısında kendisini göstermiştir. Çar ordularının XIX. Yüzyılın başlarında Dağıstan'a yaptığı hücumlara tek başına karşı koyamayan hanlık ve beyliklere karşılık; Gazi Muhammed, Hamzat Bek ve İmam Şâmil gibi din adamları, Dağısta, Çeçenistan ve Batı Kafkasya halklarını açtıkları İslâm bayrağı altında toplamayı başarmışlar ve otuz yılı aşkın bir zaman bütün dünyayı kendilerine hayran bırakan bir direniş örneği sergilemişlerdir. İmam Şâmil'in 1859'da teslim olmak zorunda kalması ile ezilen mücadele sonra da söndürülememiş, 1877 yılında yeniden canlanan Dağıstan ve Çeçenistan milli özgürlük hareketlerinin öncüleri, daha sonra Türkiye 'ye gelen Ömer Ziyâeddin Dağıstanî'nin de aralarında bulunduğu yine bu ulema zümresi olmuştur.

Sovyet hakimiyeti altında bu camiler yıkılarak sayıları 27'ye düşmüş, medreseler ise tamamen yok edilerek binlerce paha biçilmez el yazmaları, Kur'anlar ve dini eserler yakılmıştır.Dağıstan'ın iftiharı ve İslâm dünyasında meşhur binlerce âlim ve müderris toplama kamplarında öldürülmüştür. Böylece Dağıstan, Sovyet hâkimiyeti altında tarihinde görmediği maddi ve manevi kültür tahribatına uğramıştır. Bu büyük tahribatın ve tarihi zenginliklerini kaybettiklerinin farkında olan bugünkü Dağıstanlı yazarlar, halen Dağıstan'da yaşanan sosyo-kültürel dejenerasyon ile alkol bağımlılığı, suçluluk ve her türlü ahlaki çöküntünün bu hafıza kaybından kaynaklandığı ifade etmekte, buna karşılık, mescidlerin yeniden açılması ve yaşlılarla birlikte binlerce çocuğun açılan medreselerde ve evlerde dini bilgileri yeniden öğrenmeye başlamaları sebebiyle geleceğe ümitle bakmaktadırlar. Gerçekten bugün Dağıstan'da kapalı bulunan camilerin açılmasının yanısıra halen çok sayıda cami de inşa edilmektedir.

Dağıstan Müslümanları yaşanan büyük ekonomik sıkıntılara rağmen hac ibadetine de büyük önem vermekte ve her yıl binlerce Dağıstanlı zor şartlara rağmen hacca gitmektedir.
Anayasaya göre Rusya Federasyonu demokratik ve laik olup, din devletten ayrılmıştır. Ancak pratikte durumun farklı olup evden çıkmadan, sadece televizyon ve radyo yayınları ile basın dünyasında dinlere eşit yaklaşılmadığını herkesin görebileceği Dağıstanlı aydınlar tarafından dile getirilmekte ve Hristiyan Ortodoksluğun aşama aşama devlet dini haline getirildiği ifade edilmektedir.

Yetmiş yıllık din karşıtı bir uygulamaya rağmen bugün hâlâ Arapça bilen insanlara rastlanması, yeni açılan orta ve yüksek öğrenim kurumlarında Arap Dili ve Edebiyatı bölümlerinde büyük bir rağbet gösterilmesi Dağıstan'nın bugünkü dini yapısı hakkında fikir vermektedir.

KAYNAK :http://turktarih.net/tarih/955/dagistan-cumhuriyeti-10-edebiyat
http://turktarih.net/tarih/956/dagistan-cumhuriyeti-11-din
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=